Bir sabah uyandığında ilk düşüncen “Bugün de mi böyle geçecek?” oluyorsa, belki de artık kendine başka bir soru sormanın zamanı gelmiştir:
Korkmasaydın kim olurdun?
İş dünyasında başarı çoğu zaman dış ölçütlerle tanımlanır: maaş, unvan, terfi, statü, başkalarının takdiri…
Ama insan bazen bütün bunlara sahipken bile içinde sessiz bir huzursuzluk taşır.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. İş vardır, düzen vardır, sorumluluklar vardır. Belki iyi bir kariyer yolu bile vardır.
Ama içeride başka bir soru büyür:
“Ben gerçekten böyle mi yaşamak istiyorum?”
Bu yazı, o soruya hemen büyük bir cevap vermek için değil; korkunun ardında hangi ihtiyacın, hangi arzunun ya da hangi ertelenmiş parçanın durduğunu duyabilmek için yazıldı. Yazının sonunda bunu keşfetmene yardımcı olacak iki küçük uygulama da bulacaksın.
Neden İş Hayatında Sıkışmış Hissediyoruz?
Çünkü çoğu zaman hayat planlarımızı arzularımızdan çok korkularımıza göre kurarız.
Bu işi bırakırsam geçinemem.
Yeni bir alana yönelirsem başarısız olurum.
Şirketten ayrılırsam bir daha böyle bir yer bulamam.
Başkaları ne der?
Ya pişman olursam?
Bu düşünceler korkunun diliyle konuşur.
Korku çoğu zaman seni durdurmak için değil, korumak için ortaya çıkar. Sana riskleri gösterir, dikkatli olmanı sağlar, acele kararlar vermeni engeller.
Ama hayatının direksiyonuna geçtiğinde seni yalnızca korumaz; aynı yerde tutmaya da başlar.
Bir süre sonra insan kendini şu cümlelerin içinde bulabilir:
“Rahat bir hayatım var ama mutlu değilim.”
“Başarılıyım ama içimde bir canlılık kalmadı.”
“Her şeyi yaptım, ama hâlâ eksik bir şey var.”
Bu cümleler bazen yanlış bir kariyer seçiminden çok, duyulmayı bekleyen bir ihtiyacın işaretidir.
Belki de “motivasyonum yok” dediğin şey, aslında uzun zamandır duyulmayan bir ihtiyacın sessiz işaretidir.
Korku Seni Koruyor mu, Sınırlıyor mu?
Korku kötü bir şey değildir.
Ama farkında olmadan hayatını korkunun sınırlarına göre kurmaya başladığında, güvenli görünen alan zamanla daralmaya başlar.
Yeni bir şey denemek istersin, ama geri çekilirsin.
Bir konuşma yapmak istersin, ama ertelersin.
Başka bir alana yönelmek istersin, ama “ya olmazsa?” düşüncesinde kalırsın.
Böylece korku, seni koruyan bir sinyal olmaktan çıkar; hayatını yöneten görünmez bir kurala dönüşür.
Bu yüzden önemli olan korkuyu yok etmek değil, onunla daha bilinçli bir ilişki kurmaktır.
Kendine şunu sorabilirsin:
“Bu korku beni gerçekten koruyor mu, yoksa artık beni sınırlıyor mu?”
Ertelediğin İstekler Sana Ne Söylüyor?
“Korkmasaydım kim olurdum?” sorusu bazen uzun zamandır bastırdığın parçalarını görünür kılar.
Aslında ben hep yazmak isterdim.
Yurt dışında yaşamayı denemek istiyordum ama hep erteledim.
Yöneticilik teklifini kabul ettim ama ben üretmeyi ve ekip içinde çalışmayı daha çok seviyordum.
Kendi işimi kurma fikri yıllardır aklımda ama hiç ciddiye almadım.
Bu cümleler yalnızca hayal değildir. İçeride yaşamaya devam eden ihtimallerdir.
İnsan bazen kendi isteklerini yok saymaz; sadece daha güvenli görünen bir yere kaldırır. Ama o istekler orada sessizce beklemeye devam eder.
Zamanla bu sessizlik motivasyon eksikliği, huzursuzluk, isteksizlik ya da tükenmişlik gibi görünmeye başlayabilir.
O yüzden mesele her zaman “daha çok motive olmak” değildir.
Bazen mesele, motivasyonun neden çekildiğini anlamaktır.
Korkuyla Temas Etmenin 2 Yolu
Korkuyu anlamak için onu yalnızca zihinde çözmeye çalışmak yetmeyebilir. Bazen yazıya dökmek, bazen de bedende nasıl hissedildiğini fark etmek gerekir.
Aşağıdaki iki yöntem, korkunu bastırmadan ve büyütmeden onunla temas etmene yardımcı olabilir.
1. Yazarak Tefekkür Etmek
Yazmak, zihinde dönen düşünceleri görünür kılar. Özellikle korku gibi karmaşık duygularda, insan çoğu zaman ne hissettiğini ancak yazarken fark eder.
Her gün birkaç dakika ayırıp şu soruları yazılı olarak yanıtlamayı deneyebilirsin:
- Korku benim için ne demek?
- Bu korku beni neden korumaya çalışıyor olabilir?
- Bana neyi kaybedeceğimi düşündürüyor?
- Bu korku olmasaydı nasıl davranırdım?
- Korkmasaydım bugün hangi küçük adımı atardım?
Cevaplarının düzenli, mantıklı ya da etkileyici olması gerekmez. Önemli olan dürüst olmalarıdır.
Bazen tek bir cümle bile yeterlidir. Çünkü yazdıkça korkunun arkasındaki ihtiyacı, arzuyu ya da yarım kalmış isteği daha net duymaya başlarsın.
2. Korkuyu Bedende Fark Etmek
Korku yalnızca zihinsel bir düşünce değildir. Çoğu zaman bedende de bir karşılığı vardır.
Göğüste sıkışma.
Boğazda düğüm.
Midede ağırlık.
Omuzlarda kasılma.
Nefeste daralma.
Bu belirtileri fark etmek, korkuyla savaşmak anlamına gelmez. Tam tersine, ona daha şefkatli ve dikkatli bir yerden yaklaşmanı sağlar.
Bunun için kısa bir uygulama yapabilirsin:
Sessiz bir yerde birkaç dakika otur. Gözlerini kapat ya da bakışlarını yumuşat. Derin bir nefes al ve içinden şu cümleyi geçir:
“Şu anda korku hissediyorum.”
Sonra bedenine kulak ver.
Korkuyu nerede hissediyorsun?
Bu bölgenin bir şekli, ağırlığı ya da sıcaklığı var mı?
Oraya biraz daha yumuşak bir dikkat verebilir misin?
Elini o bölgeye koyabilir ve kendine şu soruları sorabilirsin:
“Seni bu kadar korkutan ne?”
“Neye ihtiyacın var?”
Amaç korkuyu hemen geçirmek değildir. Amaç onu bastırmadan, büyütmeden ve yargılamadan tanımaktır.
Çünkü tanınan duygu, çoğu zaman yönetilmesi daha mümkün bir duyguya dönüşür.
Korkmasaydın Bugün Ne Değişirdi?
Büyük değişimler her zaman büyük kararlarla başlamaz.
Bazen yalnızca daha dürüst bir soru, küçük bir farkındalık ya da ertelenmiş bir konuşma yeterlidir.
Korkmasaydın bugün ne yapardın?
Belki yöneticinle uzun süredir ertelediğin bir konuşmayı yapardın.
Belki başka bir alana dair araştırma yapmaya başlardın.
Belki yıllardır ertelediğin eğitime bakardın.
Belki bir mentordan destek isterdin.
Belki sadece kendine şunu itiraf ederdin:
“Ben artık böyle devam etmek istemiyorum.”
Bu itiraf tek başına her şeyi değiştirmez. Ama çoğu zaman değişimin başladığı yer tam da burasıdır.
Korkunun Ardındaki Sesi Duymak
Belki de seni tutan şey korkunun kendisi değil, ona verdiğin anlamdır.
Korkun sen değilsin. O sadece uzun süre seni korumaya çalışan bir parçan olabilir.
Ama artık onun söylediklerini tek gerçek kabul etmek zorunda değilsin.
Korkunun ardında çoğu zaman kaçman gereken bir tehlike değil, duyman gereken bir ihtiyaç vardır.
O ihtiyacı duyduğunda, hayatını korkuya göre değil, kendine daha yakın bir yerden kurmaya başlayabilirsin.
Ve belki de bugün kendine soracağın en dürüst soru şudur:
Korkmasaydın kim olurdun?
Korkular, çoğu zaman sadece ertelenmiş cesaretin sesidir. Dinlediğinde değil, susturduğunda seni yönetir.
- Neslihan Karaoğlu